GDO NEDİR? GDO’LU ÜRÜNLER NELERDİR ? VE GDO'NUN ZARARLARI NELERDİR?
GDO en kısa adıyla genetiği değiştirilmiş ürün demektedir. Genetik
mühendisliğinin çeşitli teknikler kullanarak yaptığı müdahalelerle kalıtımsal
değişikliğe uğrattığı organizmalar günümüzde, GDO (genetiği değiştirilmiş
organizmalar) kısaltılmış adıyla ifade ediliyor. Bu teknikler; rekombinant DNA
ya da “rekombinant DNA teknolojisi” olarak biliniyor.
Biyoteknolojik yöntemler kullamlarak bir canlı türüne kendi
türü dışındaki bir canlıdan gen veya genler aktanlmak suretiyle kahtımsal
olarak belirli özellikleri değişikliğe uğrattırılmış bitki hayvan veya
mikroorganizmalara "Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO)"
denilmektedir. Bu uygulama, DNA denilen ve yaşamı belirleyen genlerin sarmal
şeklinde bulunduğu bu yapının dışandan bir müdahale ile değiştirilmesi esasına
dayanmaktadır. Kısacası, GDO üretmede temel ilke bir canhya başka bir canlıdan
gen aktarılması ile genetik yapısının değiştirilmesi ve yeni genetik özellikler
taşıyan bir canlının elde edilmesidir.
Bu gen teknolojisi tekniği
"rekombinant DNA teknolojisi" olarak adlandırılır. İngilizce'de
"Genetically Modified Organism (GMO)" olarak tanımlanan bu teknoloji
ile elde edilen hayvanlara "transgenik hayvanlar", bitkilere ise
"transgenik bitkiler" denilmektedir. Yapısında GDO barındıran veya
GDO'lardan elde edilen ürünlere ise genel olarak genetiği değiştirilmiş ürünler
denilmektedir.
GDO'lar sadece tarımsal üretimde değil aynı zamanda tıp,
sanayi ve çevre ürünleri gibi birçok alanda kullanılmaya başlanmıştır. Dünyada
GDO ile ilgili önemli gelişmeler aşağıda sıralanmıştır ..
• 1980, ABD Yüksek
Mahkemesi genetik olarak değiştirilmiş mikroorganizmaların patentlenebilecegine
karar verdi. (petrol yiyen bakteri için patent verildi).
• 1982, Rekombinant
DNA teknolojisi ile üretilmiş insülin hormonu Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi
(FDA) izniyle satışa sunuldu. Avrupa'da rekornbinant DNA teknolojisi ile
üretilmiş ilk hayvan aşısının kullanımı onaylandı.
• 1983, Geneti ği
değiştirtmiş plazmidler bitkilerin transformasyonu için kullanıldı. • 1985,
Böcek, bakteri ve virüslere dirençli bitkilerin toprakta yetiştirilmesi
çalışmalan başladı.
• 1986, İlk rekorubinant aşı (sarılık, Hepatit B) üretildi.
• 1990, ABD' de peynir üretimi için rekorubinant kimozin kullanılmaya başlandı.
• 1994, ilk genetik mühendisliği ile
geliştirilmiş domates Dünya Gıda Örgütü tarafından kabul edildi.
• 1996,
Genetik olarak değiştirilmiş bitkiler ticari amaçla büyük ölçekte eleilmeye
başlandı.
• 1997, Koyun (Dolly) klonlandı.
• 2000, 'Altın pirinç' (provitamin A
üreten pirinç) geliştirildi.
2000 yılından sonra GDO'lu ürünlerin üretimi ve pazarlanması
her geçen yıl artış göstermiştir. ABD, Almanya ve Belçika gibi ülkelerde
yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda, hayvan ve bitkilerin genetik
transformasyonuna izin veren gelişmiş gen teknolojisi tarım, sağlık ve gıda
endüstrisi gibi pek çok alanda kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde, dünyada
biyoteknolojik uygulamalar sonucu genetiği değiştirilmiş tarımsal ürün
üretiminin önemli kısmı ABD, Arjantin, Brezilya, Kanada, Hindistan ve Çin'de
yapılmaktadır.
Dünyada üretilen ve ticareti yapılan GDO'lu ürünlerin
tamamına yakını bitkisel kaynaklıdır. Hayvanlar üzerinde de çeşitli çalışmalar
yürütülmekle birlikte transgenik hayvanların hayvansal üretimde kullanılması
henüz pek yaygın değildir.
GDO'lu ürünler ile ilgili yapılan çeşitli araştırmalarda
tüketidierin bu ürünlere karşı olan tutumu açıklığa kavuşturulmaya
çalışılmıştır. Genel olarak dünya da bu ürünlere karşı iki farklı bakış açısı
ortaya çıkmıştır. B u ürünlere olumlu yaklaşım sergileyenler ve karşı olanlar.
GDO'lu ürünlere olumlu yaklaşım sergileyenler; verimlilikte artış, tarımsal
ilaç kullanımında azalma, çevre koşullarına kolay adaptasyon, ürünlerin raf ömrü
ve besin değerinin artışı ve ayrıca, dünyadaki nüfus artışının sebep olduğu
açlıkta artışı azaltmaa gibi sorunların çözüleceğini iddia etmektedirler.
GDO'ların tarımsal üretimde kullanılmasını sağlık açısından son derece
tehlikeli ve riskli bulan kesimler ise, böyle bir üretimin kısa vadede yararlı
gibi görünse de aslında beraberinde büyük sorunlar getireceğini öne
sürmektedirler. Ekolojik dengenin bozulacağı, insan sağlığı için büyük riskler
yaratacağı, biyo çeşitliliğin kaybına neden olacağı, ürünlerde patent vb
uygulamaların ise tekelci bir piyasanın oluşacağı ve ekonomik açıdan gelişmemiş
veya gelişmekte olan ülkeler için sakıncalar doğurabileceği belirtilmektedir.
Bu süreçte AB bu ürünlerin bir kısmının üretimine müsaade etmiş ancak risk
oluşturma ihtimali yüksek olan ürünlerin üretimi veya tüketimine ciddi
sınırlandırmalar getirmiştir.
Genetik mühendisliği etki alanı bakımından son derece geniş
bir alana sahip olup, canlıların kalıtsal özelliklerinin araştırılması ve
bunlara yeni işlevler kazandırılmasına yönelik araştırma ve uygulamalarla
uğraşan bir bilim dalıdır. Genler bir organizmanın sahip olduğu özellikleri
belirleyen bilgileri bünyesinde bulunduran ve farklı özelliklerin ortaya
çıkmasını sağlayan yapılardır. Dolayısıyla da genler değiştirilerek
organizmanın özellikleri değiştirilebilir ve yeni özellikler kazandırılabilir.
Genlerin tanımlanması, yalıtılması, çoğaltılması, aynı veya farklı canlı
türleri arasında gen aktarımırun yapılması genetik mühendisliğinin üzerinde
çalıştığı genel konulardır. Bu teknoloji; nükleik asit, hibridizasyon,
rekorubinant DNA, RNA, PCR ve hücre kültürü ve gen klonlanması tekniklerinı
ıçerır.
GDO'lar ilaç endüstrisinde kullanılan vitaminler, monoklonal
antikorlar, aşılar, antikanser bileşikleri, anti-oksidantlar, plastikler,
fiberler, polyesterler, afyonlu ilaçlar/uyku ilaçları, interferon, insan kan
proteinleri ve karotenoid üretmek için kullanılmaktadır (Çelik ve Balık, 2007).
Gen aktanınının kullanım alanlarından birisi de gen tedavisidir. Gıda
endüstrisinde de GDO'ların yaygın bir kullanım alanı bulunmaktadır. Emülgatör,
tatlandıncı, enzim, gıda yapısını koruyucu, lezzet artıncı veya renk
değiştirici amaçlar için kullanılabilmektedir.
GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) kısaca
bitki ve hayvanların genetik mühendisliği teknikleriyle bilim adamlarınca
oluşturulan yeni formlarıdır.
GDO bitki ve hayvanların laboratuvar ortamında
bilim adamları tarafından genetik özelliklerinin değiştirilmesi sonucu oluşan
yeni tarımsal ve hayvansal ürünlerdir.
Rekombinant DNA
teknolojisi sayesinde DNA molekülleri tüpte (LN vitro), yani canlı organizmanın
ya da hücrenin dışında, yeni bir tür yaratmak üzere bir molekül içinde bir
araya getirilebilmekte. Bu DNA da bir organizmaya aktarıldığında değiştirilmiş
özellikleri ya da kendine özgü özellikleri olan bir canlının ortaya çıkmasını
sağlamaktadır.
Biyoteknolojik yöntemlerle kendi türü dışındaki bir türden
gen aktarılarak belirli özellikleri değiştirilen bitki – hayvan ya da
mikroorganizmalara “transgenik” ya da “genetiği değiştirilmiş organizma” denilmekte
ve bu ürünler kısaca GDO olarak adlandırılmaktadır. Bu kapsamda, örneğin domuza
ait gen domatese, bakteri veya virüse ait gen de bir bitkiye
aktarılabilmektedir.
GDO’ lu ürünlerin üretilme amaçları konusunda açıklamalar
çok çeşitlidir. ABD eski Başkanı Bush’a göre, GDO teknolojisi, tüm dünyadaki
açlık sorununa çözüm bulabilmek için üretilmiştir. Bu yolla verim artacak, gıda
bollaşacak, herkes doyacaktır. Ancak, şu kadarını biliyoruz ki, dünyada 800
milyonun üzerinde insan açlığın pençesindedir. Dünyada üretilen gıdalar,
aslında tüm dünyayı doyurmak için yeterlidir. Sorun, gıdaya ulaşmak için
yeterli paraya sahip olamamada yatmaktadır. Bu bağlamda açlık, üretim
yetersizliğinden değil, üretilen gıdanın adil paylaşılmamasından
kaynaklanmaktadır. GDO’ da Bir başka amaç ise, hammaddeden işlenmiş maddeye
kadar olan zincirde, çevreye daha az zararlı, besleyici değeri daha yüksek, raf
ömrü daha uzun ürünler elde etmektir. Soruna “teknik açıdan” bakıldığında,
biyoteknolojiyi kullanan ve geliştirenlerin, özellikle son on yılda bu alandaki
duyarlılıklarının birden bire arttığıdır. GDO teknolojisi, mülkiyetine sahip
olanlar açısından çok büyük bir “sermayenin yeniden üretim alanı” dır,
teknolojiyi satın alanlar açısından ise bağımlılık derinleşmektedir... GDO’ lu
ürünler üzerindeki ilk çalışmalar, ABD kökenli şirketler tarafından
başlatılmıştır. Tarla denemelerine 1985 yılında alınan GDO’ların ticari anlamda
ekimine 1996 yılında başlanmıştır. Bugün tüm dünyada Türkiye yüzölçümüne yakın
bir alanda transgenik ekim yapılmakta olup, ekim alanlarının % 99’u; ABD,
Arjantin, Kanada, Çin ve Brezilya’da bulunmaktadır. GDO’ lu bitkiler açısından
da büyük oranda bir toplanma söz konusudur. Dünyada GDO’ lu olarak üretilen
bitkilerin % 99’unu soya, mısır, kolza ve pamuk oluşturmaktadır. Bunların
yanında bazı ülkelerde patates, domates, pirinç, buğday, balkabağı, ayçiçeği,
yer fıstığı, bazı balık türleri, kasava ve papaya da GDO’lu olarak
üretilmektedir. Muz, ahududu, çilek, kiraz, ananas, biber, kavun” ve karpuzda
ise çalışmalar devam etmektedir. Bu ürünlere kapılar açıldığında, terminatör
tohum teknolojisi ile üreme yeteneği alınmış tohumları, her yıl para vererek
yeniden satın almak zorunda kalınmaktadır. Bağımlılık bununla da kalmıyor, bu
alanlarda kullanılmak için üretilmiş birkaç çeşit kimyasala da bağımlı
olunmaktadır.
Dünyada bu teknolojinin en başarılı bir ekilde uygulandığı
bitkiler mısır, soya fasulyesi, kanola, pamuk, tütün, kolza, patates ve
domatestir (Çabuk ve ark., 2005). Kullanım alanlan dikkate alındığında ise en
fazla üretimin soya fasulyesi, mısır, pamuk ve kanola ürünlerinde olduğu
görülmektedir.
Bitkilerde gen transferi nedenleri genel olarak aşağıdaki
şekilde sıralanabilir :
• Herbisit ve böcek.lere karşı dayanıklılık
kazandırılması
• Virüs, fungus ve bakterilere karşı dirençlilik kazanduılması
•
Kurakhk, sıcaklık, tuzluluk vb çevre koşullaıma karşı tolerans
• Azot
kullanırnın iyileştirilmesiyle ürün artışı sağlanması
• Geç olgunlaşma ve raf
ömrünün uzatılınası
• Besin değeri ve kalitesinin artınlması
• İlaç , aşı,
amino asit, metabolit vb. üretimi
Kısacası GDO’nun
amaçları şunlardır:
Bitki ve hayvanların doğal yaşam
alanları hariç yerlerde büyüyebilmesi
Böceklere karşı dirençli hale
gelebilmesi
Sert hava koşullarında yetişebilmesi
Saha fazla ürün elde edilebilmesi (inek
sütü gibi)
Bu teknikler bir bitki veya hayvan DNA’sına gen
yerleştirmek ya da bu DNA’lardan gen çıkarmak için kullanılır. Bilim adamları
genetik teknolojisini, soğuk havalara dayanıklı don önleyici balık genine sahip
domates ya da yabancı otları öldürmede kullanılan ilaçlara karşı dayanıklı
bakteri genine sahip mısır bitkisi gibi doğal yaşamda hiç bulunmayan biyolojik
karakterde bitki, hayvan ve virüs ve bakterileri üretmek için kullanırlar.
Örneğin, genetik mühendisleri Bacillus thuringiensis diye bilinen bir bakterinin
genini mısır DNA’larına enjekte etmişlerdir. Bt geni böcekleri öldüren bir
proteini ifade etmektedir ve mısıra transfer edilen bu gen böceklere karşı
kendi kendine zehir üretebilmesini sağlamıştır.
GDO’ÜRÜNLER VE TÜRKİYE
Bu çizilen ana çerçeveden sonra,
GDO’ lu ürünlerin Türkiye üzerine olan etkileri konusu şöyle
değerlendirilmektedir:
1 – Bu ürünler, 1998 yılından bu yana, hiçbir denetime
tabi olmadan, Türkiye’ye rahatça girmektedir. Örneğin, yalnızca 2003 yılında
Türkiye 1.8 milyon ton mısır, 800 bin ton soya ithal etmiştir. Mısırın % 81’i,
soyanın ise % 88’i ABD ve Arjantin’den gelmiştir; neredeyse tamamı GDO’ ludur.
Türkiye’nin gümrüklerinde, GDO’ lu ürün ayrımı yapabilecek laboratuar altyapısı
yoktur. Ankara ve Bursa’da kurulu laboratuarlar ile etkin bir denetimin
yapılabilmesi bu aşamada mümkün görülmemektedir.
2 – Gerek GDO’ lu hammaddeden
Türkiye’de işlenen, gerekse yurtdışından ithal edilen işlenmiş ürünlerden
önemli bir kısmı GDO içeriğine sahiptir. Mısır ve soyadan üretilen yağ, un,
nişasta, glikoz şurubu, sakaroz, fruktoz içeren gıdalar; bisküvi, kraker,
kaplamalı çerezler, pudingler, bitkisel yağlar, bebek mamaları, şekerlemeler,
çikolata ve gofretler, hazır çorbalar, mısır ve soyayı yem olarak tüketen tavuk
ve benzeri hayvansal gıdalar ile pamuk GDO’lu olma riski taşıyan gıdaların
başında gelmektedir. Sadece mısırdan üretilen ve çeşitli gıdalarda “bileşen”
veya “katkı maddesi” olarak kullanılan yan ürün sayısı 700, soyadan üretilen
türevlerinin sayısı ise 900’ü bulmaktadır. Yani bu yan ürünleri içeriğinde
kullanan her bir işlenmiş ürünün GDO’ lu olma riski taşımaktadır.
3 –
Türkiye’de 20’ye yakın ilin pazarlarında alınan domates ve patateslerin de GDO’
lu olduğu saptanmıştır. Bunların hemen tümü, Türkiye’ye kaçak yollarla giren
GDO’ lu tohumların hiçbir denetime tabi tutulmadan tarlalarda – seralarda
ekilmesi sonucunda üretilmektedir
Genetiği Değiştirilmiş (Tronsgenik) Bitkilerin Ekim Koşulları Gelişen ve değişen dünyada, ekolojik dengede meydana gelen iklimsel
değişiklikler kuşkusuz tanını ciddi anlamda etkilemektedir. Gelecek yıllarda
tüm dünyada kuraklığın artmasıyla birlikte çölleşmenin de giderek artacağı
tahmin edilmektedir. Günümüze kadar gen teknolojisi tekniklerinden
yararlanılarak bitkilerin herbisit ve diğer çeşitli zararlılara karşı
dayanıklılığı artırılmış, elde edilen ürünlerin kalite ve raf ömründe belirli
düzeylerde iyileşmeler sağlanmıştır. Benzer şekilde bu teknikler kullanılarak
kuraklığa, sıra dışı iklim değişimlerine (yüksek veya düşük sıcaklık ve don
gibi), tuzlu ve mineral madde eksiklik veya fazlalığı bulunan topraklarda
yetişebilecek bitkilerin geliştirilmesi yönünde çalışmalara devam edilmektedir.
Dünyada mineral madde eksikliği veya fazlalıklarının yarattığı toksisite
yüzünden bitkisel üretimin sınırlandığı toprakların payının toplamdaki oranın
%60 düzeyinde olduğu bildirilmektedir (Çakmak, 2002).
Genetiği değiştirilmiş ürünlerin etkilerinin
araştırılmasında kanatlı hayvanlar üzerinde çok sayıda besleme çalışması
yürütülmüştür. Yumurta tavuğu ve etlik piliçler (broiler) kullanılarak
gerçekleştirilen denemelerde, hayvanların yemlerine belirli oranlarda genetiği
değiştiritmiş ürünler ilave edilerek bu ürünlerin hayvan metabolizması,
sağlığı, besi performansı ve ürün bileşimleri üze rine etkileri
araştırılmıştır.
Brake ve Vlachos (1998), etlik piliçlerde yürüttükleri bir
araştırmada, 38 gün süreyle yemiere konvansiyonel (geleneksel) mısır ve böcek
dirençli genetiği değiştirilmiş mısır ilavelerinin hayvanların besi performansı
ve karkas özellikleri üzerine olan etkilerini incelemişlerdir. Araştırmacılar
çalışma sonunda yemlerine genetiği değiştirilmiş mısır ilave edilen etlik
piliçlerin yemi daha iyi bir şekilde et' e dönüştürdükleri ve göğüs deri
miktarında bir artış sağladığını tespit etmişlerdir
GDO’NUN ZARARLARI:
Vücut Sistemlerini Bozması
Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde GDO’lu ürünlerin organ tahribatına, sindirim ve bağışıklık sisteminde düzensizliklere, yaşlanmanın hızlanmasına ve kısırlığa neden olduğu tespit edilmiştir.
Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde GDO’lu ürünlerin organ tahribatına, sindirim ve bağışıklık sisteminde düzensizliklere, yaşlanmanın hızlanmasına ve kısırlığa neden olduğu tespit edilmiştir.
Vücuttan Atılamaması
İnsanlar üzerindeki çalışmalarda ise GDO’lu proteinlerin ve kimyasalların bazılarının sindirime uğramadan vücut içinde kalabildiği ve muhtemel uzun vadeli zararlara neden olabileceği görülmüştür. Örneğin, soya fasulyesine enjekte edilen gen vücudumuzda yaşayan bazı bakterilerin DNA’larına transfer olabilmektedir ve ayrıca GDO’lu mısır tarafından üretilen toksik böcek öldürücü hamile kadınlarda ve onların doğmamış fetüslerinde görülebilmektedir
İnsanlar üzerindeki çalışmalarda ise GDO’lu proteinlerin ve kimyasalların bazılarının sindirime uğramadan vücut içinde kalabildiği ve muhtemel uzun vadeli zararlara neden olabileceği görülmüştür. Örneğin, soya fasulyesine enjekte edilen gen vücudumuzda yaşayan bazı bakterilerin DNA’larına transfer olabilmektedir ve ayrıca GDO’lu mısır tarafından üretilen toksik böcek öldürücü hamile kadınlarda ve onların doğmamış fetüslerinde görülebilmektedir
Kronik Hastalıklarda Artış
ABD’de GDO’ların 1996 yılında ortaya çıkmasından sonra sağlık problemleri artmıştır. Kronik hastalıklara sahip Amerikalıların oranı sadece 9 yıl içinde %7 lerden %13 lere çıkmıştır. Gıda alerjileri birdenbire yükselmiş, otizm gibi hastalıklar, üreme düzensizlikleri, sindirim problemleri ve diğer rahatsızlıklarda bariz artışlar gözlenmiştir.
ABD’de GDO’ların 1996 yılında ortaya çıkmasından sonra sağlık problemleri artmıştır. Kronik hastalıklara sahip Amerikalıların oranı sadece 9 yıl içinde %7 lerden %13 lere çıkmıştır. Gıda alerjileri birdenbire yükselmiş, otizm gibi hastalıklar, üreme düzensizlikleri, sindirim problemleri ve diğer rahatsızlıklarda bariz artışlar gözlenmiştir.
Tahmin Edilemeyen Riskleri Artırması
Genetik mühendisliği birbiriyle alakası olmayan türlerin genlerini birbirine karıştırarak tahmin edilemeyecek yan etkilere kapı aralamaktadır. Dahası transfer edilen genin türünden bağımsız olarak üretilen yeni tür bitkiler yeni toksinler, alerjenler, kanserojenler ve beslenme zaafiyetleri gibi zararlar doğurmaktadır.
Genetik mühendisliği birbiriyle alakası olmayan türlerin genlerini birbirine karıştırarak tahmin edilemeyecek yan etkilere kapı aralamaktadır. Dahası transfer edilen genin türünden bağımsız olarak üretilen yeni tür bitkiler yeni toksinler, alerjenler, kanserojenler ve beslenme zaafiyetleri gibi zararlar doğurmaktadır.
Ekosistemi Bozması
GDO’lu ürünler ve onlarla alakalı böcek öldürücüler kuşlara, böceklere, amfibilere, deniz ekosistemine ve topraktaki organizmalara zarar vermektedirler. Bu zararlı kimyasallar biyoçeşitliliği azaltmakta, su kaynaklarını kirletmektedir. Örneğin, GDO’lu mısırlar kral kelebeklerin habitatını ortadan kaldırmaktadır. Bu kelebeklerin miktarı ABD’de %50 oranında azalmıştır. Böcek öldürücüler amfibilerde doğum bozukluklarına, embriyonik ölümlere, hormonal bozukluklara ve organsal tahribatlara neden olmaktadır. GDO’lu kanola yağının da benzer zararları verdiği ispatlamıştır.
GDO’lu ürünler ve onlarla alakalı böcek öldürücüler kuşlara, böceklere, amfibilere, deniz ekosistemine ve topraktaki organizmalara zarar vermektedirler. Bu zararlı kimyasallar biyoçeşitliliği azaltmakta, su kaynaklarını kirletmektedir. Örneğin, GDO’lu mısırlar kral kelebeklerin habitatını ortadan kaldırmaktadır. Bu kelebeklerin miktarı ABD’de %50 oranında azalmıştır. Böcek öldürücüler amfibilerde doğum bozukluklarına, embriyonik ölümlere, hormonal bozukluklara ve organsal tahribatlara neden olmaktadır. GDO’lu kanola yağının da benzer zararları verdiği ispatlamıştır.
GDO’lu ürün üretimi sonucu,
zirai ilaçlamaya çok dayanıklı zararlı bitki türü ve böcekler oluşur. Bu
böcekleri yok etmek zor olduğundan tarım için büyük tehdit teşkil eder.
Tozlaşma mevsiminde, tozlaşma yoluyla GDO’lar doğal türlere bulaşırlar,
biyoçeşitliliği yok etmeye başlarlar.
GDO’lu ürünler ve onlarla alakalı böcek öldürücüler kuşlar,
böcekler, amfibiler, arılar, kelebekler, balıklar gibi zararsız canlıların
ölümüne sebep olarak deniz ekosistemine ve topraktaki organizmalara zarar
vermektedirler. Bu zararlı kimyasallar biyoçeşitliliği azaltmakta, su
kaynaklarını kirletmektedir.
Örneğin, GDO’lu mısırlar kral kelebeklerin habitatını ortadan
kaldırmaktadır. Bu kelebeklerin miktarı ABD’de %50 oranında azalmıştır. Böcek
öldürücüler amfibilerde doğum bozukluklarına, embriyonik ölümlere, hormonal
bozukluklara ve organsal tahribatlara neden olmaktadır. GDO’lu kanola yağının
da benzer zararları verdiği ispatlamıştır.
Zehir bulaştıran GDO’lar toprağa bulaşıp yayılarak toprağın
verimsiz olmasına sebebiyet verir, kıtlık sorununun artmasına sebep olur.
GDO’lu tarım ürünlerinin
tohumlarındaki tekrar ekilme yani tohumluk özelliği bilinçli olarak yok
edildiğinden, bu ürünleri kullanan ülkeler dışa bağımlı olurlar, sürekli bu
ürünlerin tohumlarını almak zorunda kalırlar.
Fakat genetik mühendisliğiyle yöntemleriyle bir
bitki DNA’sına gen yerleştirme rastgele olmaktadır ve bilim adamları genin
nereye gittiği hakkında bir bilgiye sahip değildir. Bu da diğer genlerin
çalışmasını engelleyebilmekte ve besinlerde daha önce hiç bulunmayan
proteinlerin üretilmesine ve toksin ve alerji üreten yeni bir bitkinin
dolayısıyla da sağlığa zararlı tüketeceğimiz yeni bir besinin oluşmasına neden
olmaktadır.
Özetle GDO’lu ürünler sadece insanın değil
doğanın tüm varlıklarını tehdit eden bir unsur haline gelmiştir. Bitki ya da
hayvan bakteri ya da virüs GDO’lu ürünler hangi canlıya zarar verirse versin
doğrudan ya da dolaylı yoldan insan sağlığına da zarar vermektedir. Bu yüzden
GDO’lu ürünleri tüketmemek hayati bir önem taşımaktadır.
GDO’ lu ürünler çevre, biyolojik çeşitlilik ve ekolojik denge,
insan ve hayvan sağlığı, ülkelerin sosyo – ekonomik yapıları üzerine birçok
olumsuz etkiler olduğu bilinen bir gerçektir. GDO’ lu ürünler bu açıdan,
varolan ilişkileri ve dengeleri bozmakta, yeni bağımlılık ilişkileri
yaratmaktadır. Bunlara kısaca değinelim; 1 – Çevre, biyolojik çeşitlilik ve
ekolojik dengeye etkileri; Tüm Avrupa’da 13 bin dolayında bitki çeşidi vardır,
bunun 11 bini Türkiye’dedir. Bunlardan bir kısmı ise endemiktir. Böyle bir
flora eksenine, kontrollü alanlar dışında GDO’ lu ürünler sokulduğunda, genetik
çeşitler kaybolmakta, yerel türler GDO’ lu ürünlerle rekabet edemediğinden
hızla yok olmaktadır.. Bir kez gen aktarımı başladığında, genetiği
değiştirilmiş ürünün değiştirilmemiş ürünlere bulaşması önlenemez hale
gelmektedir. Bir süre sonra, zengin biyoçeşitliliğinin yerini, GDO’ lu homojen
ürünler almaktadır. Ayrıca, tarımsal üretime zararlı olduğu kabul edilen
böceklere karşı dayanıklı olmalarını sağlamak için bitkilere aktarılan toksin
(zehir) karakterli genler, o böcekleri yiyerek beslenen yararlı böcek
türlerinin de yok olmasına neden olabilmektedir. Bunun yanında, yabancı ot
ilaçlarına dayanıklılık geni aktarılmış bir bitkinin bu genlerinin rüzgar ya da
kuş, arı gibi etkenlerle başka bitkilere bulaşması sonucunda bu geni alan yabancı
otlar savaşılması güç bir şekilde çoğalmaktadır. 2 - Sağlık açısından risk ve
tehditleri GDO’ ların insan ve hayvan sağlığı açısından doğurduğu risk ve
tehditler; yatay gen transferi, alerjiler, antibiyotiklere direnç, toksin
birikimi ve doğurduğu metabolizma değişikleri ile tanımlanmaktadır. Bu alanda
yapılan çalışmaların yetersizliğinin özellikle altının çizilmesinde yarar
vardır. Kısacası, bu çalışma alanı nedense “fonlanmamaktadır”. Yapılan yetersiz
çalışmalarda risk – tehlike bulgusuna ulaşan ve bunu açıklayan bilim
adamlarının, yöntemleri ve bilimsel yeterlilikleri tartışma konusu
edilmektedir. A) Yatay gen transferi: DNA alımından 48 saat sonra fare
karaciğerinde DNA sindirimi saptanmıştır. GDO’ lu mısırla beslenmiş tavuklarda
DNA’nın tamamen sindirilmiş olması işin diğer önemli bir boyutunu ortaya
koymaktadır. B) GDO kökenli yiyecek alerjileri: İnek sütü, yumurta, balık,
kabuklu deniz mahsulleri, soya, fıstık, buğdayda alerji saptanmıştır. Soya
alerjisi en çok rapor edilen alerji grubunu oluşturmaktadır. C) GDO
geliştirmede kullanılan işaret genleri ve antibiyotiklere direncin artması:
GDO’ lardan başka canlılara gen kaçışında, insan sindirim sisteminin bu geçiş
için uygun ortam sağlayabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Bu alanda yapılan bir
araştırmada, 12 sağlam 7 ameliyatlı hasta herbisit direnci içeren soya ile
beslenmiş ve sonuçlar not edilmiştir. Sonuçta, yabancı DNA sağlıklı bireylerde
sindirim sistemi ve bağırsak bakterilerinde kalmadan dışarı atılmış, hasta
bireylerde ise DNA’nın yüzde 4’ü sindirim sistemlerinde ve bağırsak
bakterilerinde bulunmuştur. Yine, GDO’ larda bulunan genler ve ürettikleri
enzimlerin, meyve sebzelerin çiğ yenmesi durumunda mide ve bağırsak tarafından
tutulabilmesi söz konusudur. Antibiyotiklerin işaret geni olarak kullanılmasının
doğurduğu sakıncalar dikkate alınarak, flavrsavr domates, zeneca domates
püresi, newleaf patates,triffid flax, starlink mısır ve “roundup ready” buğday
üretimlerine bizzat üretici firmalarca son verilmiştir. D) GDO’ lardan elde
edilen gıdalardaki toksin birikimi: GDO’ lu patatesin, sıçan mide çeperi
üzerinde uyarıcı büyüme etkisi saptanmıştır. Ayrıca, kardelenden elde edilmiş
lektin geni ürününün laboratuar koşullarında insan akyuvarlarına bağlandığı
görülmüştür. E) GDO’ larda ve tüketicilerdeki metabolizma değişikleri : Bu
alanda, 13000- 22000 kat daha fazla bebek cinsiyet sorunları, endokrin cevaplı
kanserler olayları saptanmıştır. Beşeri ilaçlarda olduğu gibi, GDO’ lu
ürünlerin nesiller boyunca amacı dışında bir olumsuz etki yaratmayacağının, küçük
yan etkilerinin ise nasıl giderileceğinin üretici çokuluslu şirketler
tarafından yapılan uzun süreli araştırmalar ile saptanması, duyurulması ve
farklı durumlarda tazmin riskinin üstlenilmesi gerekmektedir. 3 – Ülkelerin
sosyo – ekonomik yapılarına etkileri, yaratılan yeni bağımlılık sarmalı GDO
teknolojisi, “yaşamı patent altına alma esasına” dayanmaktadır. Birkaç gen
aktarılan “yeni çeşit”, firmaların mülkiyetine giriyor ve sonrasın da “yeni
piyasa” kurgulanmaya başlanmaktadır. Tohumlar kendini yeniden üretemiyor, bu
bağlamda, artık çiftçinin ürününden tohumluk ayırma hakkı tamamen ortadan
kalmaktadır. Yine, GDO’ lu ekim alanlarında kullanılmak üzere geliştirilen
kimyasal ilaçları üreten firmalar, GDO’ lu tohum üreten firmalar tarafından
satın alınmakta; böylece tohumdaki şirket egemenliği tarımsal ilaç piyasası ile
güçlendirilmektedir. Söz konusu olan ürünler mısır, soya, pamuk, kolza,
domates, patates, Türkiye’nin hemen tüm ekolojik bölgelerinde üretilebilen
ürünlerdir. Buna karşılık, ilk dört üründe, uygulanan yanlış tarımsal
politikalar ile dışa bağımlı hale gelmiştir. GDO’ lu ürünlerin yüksek verim
değerlerine sahip olduğu söylenmektedir.. Mısırdan bir örnek gerekirse, ülke
ortalaması hektardan 4 ton mısır alındığını göstermektedir. Buna karşın Çukurova
ve Trakya’da 12 – 13 ton alabilen üreticilerimiz vardır. O halde akla şu soru
gelmektedir. Sorun verim sorunu olmadığına göre O halde sorunun kaynağı nedir?
GDO’ LARIN HUKUKİ BOYUTU :
Avrupa Birliği (AB)’ne üye ve aday
devletler, “Cartagena Protokolü” olarak bilinen Biyolojik Çeşitlilik Anlaşması
Biyogüvenlik Protokolü’nü kabul etmiş durumdadır. Birleşmiş Milletler (BM)
Biyolojik Çeşitlilik Anlaşması gereğince hazırlanan Protokol, 130’dan fazla
ülke tarafından 29 Ocak 2000 tarihinde Fransa’da kabul edilmiştir. Türkiye de
bu protokolü 24 Mayıs 2000 tarihinde imzalamıştır. İthalatçı ülkelere, bilimsel
kanıtları olmasa da, sağlık ve çevre risklerine dayanarak belirli GDO’ lu
ürünlerin ithalatını yasaklama olanağı veren protokol,11 Eylül 2003’te
yürürlüğe girmiştir. Haziran 2004’te, üye ülkelerin Çevre Bakanları Konseyi ve
Avrupa Parlamentosu, Cartagena Protokolü’nün uygulanmasına ilişkin politik bir
anlaşma sağlamışlardır. Konsey ve Parlamento’nun anlaştığı temel konular
şöyledir: “GDO’ lar, ithal edilecek ülkenin yazılı izni olmaksızın ihraç
edilemez, bilgiye ulaşım esastır; ihracatçı firma, ürün hakkında bildirimde
bulunmak zorundadır, AB tarafından onaylanmayan GDO’ lu ürünler, 3’üncü
ülkelere ihraç edilmemelidir”. 20 Eylül 2004’te, Brüksel’de yapılan toplantıda
ise genetik olarak değiştirilmiş mısırın ithaline yönelik Avrupa Komisyonu
önerisi, üye ülkeler tarafından kabul edilmemiştir. Monsanto adlı firmanın
ürettiği mısırın ithali için yapılan oylamada gerekli çoğunluk sağlanamazken bu
oylama, GDO’l u bir ürüne destek sağlamaya çalışan Avrupa Komisyonu’nun
sekizinci yenilgisi olmuştur. Zehirli bir kimyasal üreterek zararlı böceklere
karşı direnç kazanan mısır, Fransızların çoğunlukta olduğu bir grup bilim
insanı tarafından sıkı bir şekilde Takip edilmiştir. Fransız Genetik
Mühendisliği Komisyonu, sıçanların söz konusu mısırla beslenmesi sonrası elde
edilen sonuçlara dikkat çekerek, GDO’ lu mısırla beslenen sıçanların akyuvar
sayılarında, böbrek ağırlıklarında ve albumin/globulin oranlarında önemli
değişimler gözlendiğini bildirmiştir. Öte yandan GDO ihracatçısı ülkeler (ABD,
Kanada ve Avustralya) Şili, Uruguay ve Arjantin’in de desteğini alarak GDO’
ların serbest ticaretinden yana bir politika benimsemişlerdir. ABD’de genetik
olarak modifiye edilmiş ürünler Gıda ve İlaç Dairesi, Çevre Koruma Dairesi ve
ABD Tarım Bakanlığı, Hayvan ve Bitki Sağlık Denetim Servisi olmak üzere üç
resmi kurumun denetimindedir. ABD’de GDO’ ların etiketlenmesi ile ilgili bir
zorunluluk yoktur, ancak eğer ürünün besin değerinde bir değişiklik varsa,
sağlıkla ilgili bir uyarı gerektiriyorsa etiketlenmesi gerekmektedir. ABD’de
GDO’ ların etiketlenmesine sıcak bakılmamaktadır. Çünkü bu durum genetik
modifiye ürünlerin ayrı üretilip işlenmesini gerektirmekte, bu da ekonomik yük
getirmektedir. AB’de ise üye ülkelerin tümünde yürürlüğe giren yönetmeliğe
göre, bundan böyle içeriğinde yüzde 0,9’dan daha yüksek oranda genleri
değiştirilmiş madde bulunan gıda ürünleri üzerinde bunu belirten bir ibare yer
alması zorunlu tutulmaktadır. Genleri ile oynanmış mısırdan elde edilmiş glukoz
şurubu içeren gıda ürünleri, bu bağlamda rafine yağlar, bonbonlar, çikolatalı
ürünler, bira ve şaraplar bu kapsama girmektedir. Buna karşılık, genleri ile
oynanmış yemlerle beslenmiş hayvanlardan elde edilen et, süt ve yumurta gibi
ürünlerin etiketlerinde bu duruma işaret edilmesi söz konusu değildir.
KISACASI:
GDO ları üreten biyoteknoloji şirketlerinin sınırlı sayıdaki
gelişmiş ülkelerin elinde bulunması tekelci, dengesiz rekabetçi bir pazar
piyasanın oluşmasına ve bu ülkelerin dünyada giderek büyük ekonomik bir güç
haline gelmelerini sağlayacak olması diğer ülkeler üzerinde bir risk oluşturabilir.
Aynca ekonomik açıdan bu ürünlerin patent hakkının tüm dünyada birkaç çok
uluslu şirketin elinde olması diğer ülkeleri kendilerine ekonomik olarak
bağımlı hale getirebilir. Bunun sonucunda da küreselleşen dünyada bu ileri
teknolojiye sahip olmayan gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkeler yerel gen
kaynaklarını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabilirler. Kötü amaçlı ülkeler
isterse bir ülkenin doğurganlığını kırarak kısırlaştırıp, erkek nüfusu kısırlaştırıp o ülkeyi zahmetsizce
kendi paramızla bizim topraklarımıza ve yarınlarımıza sahip olabilirler. Bu
kapitalist sömürücü dünyada kime güveneceksiniz?
Kendi halkına yedirmeyen bu GDO üretici başta Amerika ve bazı Avrupa ülkeleri sömürgeci zihniyetiyle 3 Dünya ülkelerine ihraş etmeleri sizce manidar değil midir?
GDO ürün yetiştiriciliği yerli gen ürünlerin zamanla tercih
edilmemesi ise yerel gen kaynaklarının belli bir süre sonra tamamen ortadan
kalkmalarına neden olabilir.
EN YAYGIN GDO'LU ÜRÜNLER :
Başlıca GDO’lu ürünleri sıralayacak olursak; Soya, mısır, yer
fıstığı, ayçiçeği, kabak, bal kabağı, buğday, pirinç, domates, patates,
bazı balık türleri, biber, karpuz, kavun, kanola, ananas, kiraz, ahududu,
çilek, muz vb. ürünleri bir çırpıda sayabiliriz.
Diğer yandan, GDO’lu
soyadan ve mısırdan üretilen früktoz, yağ, sakkaroz, un, glikoz şurubu,
nişasta içeren günlük tüketim maddeleri (hazır çorbalar,
çikolatalar, gofretler, bebek mamaları, şekerlemeler, bisküvi, bitkisel
yağlar, pudingler, krakerler) ve GDO’lu soya ve mısırı yem olarak tüketen
büyükbaş, küçükbaş hayvanların etleri, sütleri, yağları da GDO riskini
taşımaktadır.
Bitki ve besi hayvanları
ürünleri gibi GDO’lu ürünler marketlerde bulunmaktadır. GDO bitkileri
sandığımızdan çok daha fazla yaygındır. Aşağıda en azından bir marketten
alışveriş yaparken daha dikkatli olabileceğimize yarayabilecek en yaygın GDO’lu
ürünlerin listesi verilmiştir.
SOYA FASÜLYESİ
Marketlerde bulunan soya
fasulyesinin yaklaşık % 90’ı yabancı bitki öldürücü kimyasallara karşı dirençli
olması için modifiye edilmiştir. Bu kimyasallara karşı artan direnç çiftçileri
yabani otları öldürmek için daha fazla ilaç kullanmaya zorlamıştır. Sonuçta
sadece genetik olarak modifiye edilmiş soya fasulyesi üretilmekle kalınmamış ve
daha çok kimyasalla yüklü bir ürün ortaya çıkmıştır.
MISIR
Mısır da en fazla oranda
genetiğiyle oynanan ürünlerden biridir. Örneğin Amerika’da çiftçilerin yarısı
GDO’lu tohumlar kullanmaktadır. Bu da büyük oranda doğrudan ya da dolaylı
(hayvanlara verilen mısır daha sonra süt ürünleri olarak yine insanlara dönmektedir)
olarak insanların tüketimiyle sonuçlanmaktadır.
PAMUK
Pamuk da hastalıklara karşı
direnç kazanabilmesi için genetik olarak modifiye edilen ürünlerdendir. En
büyük risk de pamuk yağındadır. Hindistan, ve özellikle Çin kaynaklı pamuğun
insan hayatı için büyük risk taşıdığı düşünülmektedir.
SÜT
İneklere daha hızlı
büyümeleri için ve verimlerinin artması için büyüme hormonu enjekte
edilmektedir. Bu hormonlar da üretilen bazı sütlerde bulunabilir. Bu büyüme
hormonlarının insan vücudu içinde değişik olumsuz etkileri olabilmektedir.
ŞEKER
Şeker kamışlarının da direnç kazanabilmesi için birçok ülkede
genetiği değiştirilmektedir.
ASPARTAM
Aspartam da yapay
tatlandırıcı olarak birçok insan tarafından şeker yerine kullanılmaktadır.
Aspartamın vücutta kanserojen etki yaptığı ispatlanmıştır. Aspartam genetik
olarak modifiye edilmiş bakterilerden üretilmektedir.
KANOLA YAĞI
Kanola yağı da en fazla
satışı yapılan GDO’lu ürünlerdendir.
KABAK
GDO’lu kabaklar böceklere
karşı daha dirençli olmasını sağlayan bir toksik protein içermektedir. Bu böcek
öldürücü son zamanlarda insan kanında, hamile kadınlarda ve fetüste
görülmüştür. Bu da bazı böcek öldürücülerin parçalarına ayrılıp vücuttan
atılmadan insan vücudunda kalabildiğini göstermektedir. Karpuz yediğimizde Kabağımsı tad neden oluşmaktadır ?
GDO'LU ÜRÜNLERDEN VÜCUT SİSTEMLERİ BOZULUR MU?
Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde GDO’lu ürünlerin organ
tahribatına, sindirim ve bağışıklık sisteminde düzensizliklere, yaşlanmanın
hızlanmasına ve kısırlığa neden olduğu tespit edilmiştir.
GDO'LU ÜRÜNLERİ KULLANANLARDA BU GDO'LAR VÜCUTTAN ATILIR MI?
İnsanlar üzerindeki çalışmalarda ise GDO’lu proteinlerin ve
kimyasalların bazılarının sindirime uğramadan vücut içinde kalabildiği ve
muhtemel uzun vadeli zararlara neden olabileceği görülmüştür. Örneğin, soya
fasulyesine enjekte edilen gen vücudumuzda yaşayan bazı bakterilerin DNA’larına
transfer olabilmektedir ve ayrıca GDO’lu mısır tarafından üretilen toksik böcek
öldürücü hamile kadınlarda ve onların doğmamış fetüslerinde görülebilmektedir
GDO'LU ÜRÜNLER KULLANIMI SONUCU KRONİK HASTALIKLARDA ARTIŞ GÖRÜLÜR MÜ?
ABD’de GDO’ların 1996 yılında ortaya çıkmasından sonra sağlık
problemleri artmıştır. Kronik hastalıklara sahip Amerikalıların oranı sadece 9
yıl içinde %7’lerden %13’lere çıkmıştır. Gıda alerjileri birdenbire yükselmiş,
otizm gibi hastalıklar, üreme düzensizlikleri, sindirim problemleri ve diğer
rahatsızlıklarda bariz artışlar gözlenmiştir.
GDO karşıtları tarafından sıkça öne
sürülen bir olumsuzluk ise transgenik ürünlere aktarılan genlerin insanlarda
alerji yapacağı ve toksik etkileri olabileceğidir. Ancak, bu ürünlerin ticari
ekimlerine izin verilmeden önce yoğun ve kapsamlı laboratuar ve klinik
testlerin yapılması ve bulguların bağımsız bilim kurulları tarafından
inceleniyor olması, bu tip yan etkileri olabilecek ürünlerin piyasaya
sürülmesini engellemektedir. Burada hatırlanması gereken husus, transgenik
ürünlerin alerji oluşturma olasılığının klasik ıslah yöntemleri ile elde edilen
ürünlerden daha fazla olmamasıdır (König ve ark., 2004).
Ancak, her gün yediğimiz doğal ya da
organik gıdalarda da bazı insanların sindirim sistemlerinde tam olarak
sindirilemedikleri için alerjenik reaksiyonlara neden olan proteinler veya
doğal kimyasal maddeler bulunabilmektedir. Bunlar binlerce yıldır alerjenik
reaksiyonlara neden oldukları halde, insanlar tarafından her hangi bir
yasaklama hatta çoğu kez uyarı dahi (örneğin, ileri bazı ülkelerde yerfıstığı
veya buğday içeriği olan gıdalarda uyarı etiketi zorunluluğu vardır) olmadan
tüketilebilmektedir. Transgenik ürünler geliştirilirken, aktarılan genin bu tip
alerjenik reaksiyona sahip proteinleri üretip üretmeyeceği detaylı olarak
araştırılıp, alerji oluşturma potansiyeli bulunmadığından emin olunduktan sonra
ekimine ve daha sonra tüketimine izin verilmektedir. Dolayısı ile ENTRANSFOOD
projesinde de vurgulandığı üzere transgenik ürünler klasik eşdeğerlerine göre
çok daha fazla risk analizine tutulduklarından alerji oluşturma olasılıkları
klasik ürünlerden çok daha düşüktür.
GDO'LU ÜRÜNLER TAHMİN EDİLEMEYEN RİSKLERİ ARTIRIR MI?
Genetik mühendisliği birbiriyle alakası olmayan türlerin
genlerini birbirine karıştırarak tahmin edilemeyecek yan etkilere kapı aralamaktadır.
Dahası transfer edilen genin türünden bağımsız olarak üretilen yeni tür
bitkiler yeni toksinler, alerjenler, kanserojenler ve beslenme zaafiyetleri
gibi zararlar doğurmaktadır.
GDO'LU ÜRÜNLER İLE İLGİLİ SONUÇLAR VE ÖNERİLER :
Genetiği değiştirilmiş organizmalar hakkında devam eden çok sayıda çalışmaya rağmen yeterince araştırma sonucu olmadığından zararları veya yararları konusunda kesin bir yargıya varmak şu an için mümkün değildir. Bu alanda, çevremize ve gelecek nesillere etkileri olabilecek risklerin en aza indirilmesi ve bunun için gerekli önlemlerin alınması göz ardı edilmemelidir. Türkiye açısından ele alacak olursak; konu hakkında yeterli verilere ulaşamadan sırf ekonomik kaygılarla bu ürünlere dört elle sarılmak doğru olmadığı gibi tam anlamıyla bu teknolojinin dışında kalmak da mantıklı değildir. Ayrıca, Türkiye’nin buğday, arpa, baklagiller ve şeker pancarı gibi ana besin kaynaklarını oluşturan bitkilerin dışında birçok meyve ve sebzenin de doğal gen kaynaklarının bulunduğu bir ülke olduğu göz önüne alındığında, biyoteknolojik ürünlerin kullanımı ve çevreye salımı konusuna daha duyarlı yaklaşılması gereği ortaya çıkmaktadır.
Bu konuda alınabilecek önlemleri ise şu şekildedir:
• GDO’lu tohumların kontrolsüz alanlarda ekimine izin verilmemeli.
• Gümrüklerde, iç piyasada etkin bir denetim sistemi kurulmalı.
• Türkiye GDO’lu ürünler konusunda kendi araştırmalarını yapmalı, teknolojisini kendi üretmeli.
• Tarımda, girdiden çıktıya, tüm alanlarda bağımlılık zincirini kıran, kendi potansiyelini kullanan bir politika izlenmelidir
Bu konuda alınabilecek önlemleri ise şu şekildedir:
• GDO’lu tohumların kontrolsüz alanlarda ekimine izin verilmemeli.
• Gümrüklerde, iç piyasada etkin bir denetim sistemi kurulmalı.
• Türkiye GDO’lu ürünler konusunda kendi araştırmalarını yapmalı, teknolojisini kendi üretmeli.
• Tarımda, girdiden çıktıya, tüm alanlarda bağımlılık zincirini kıran, kendi potansiyelini kullanan bir politika izlenmelidir
MUSTAFA KEMAL BEKTAŞ
KAYNAKLAR:
1. Prof. Dr. Murat ÖZGEN (Ankara Üniversitesi TEKNİK K VI. TEKNİK
KONGRE 2.P KONGRE 2.PANEL: GDO’lar ve ETKİLERİ
2 Prof. Dr. Selim Çetiner Sabancı Üniversitesi Mühendislik
ve Doğa Bilimleri Fakültesi Tuzla, İstanbul Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) Nedir?
Sorular ve Yanıtlar
3. Doç. Dr. Muzaffer DENLİ İ.T.O Yayınları
4. Burcu AKGÖNÜL, Canan EREM, Duygu ÇINAR, Gülendam HALĠMOĞLU
Dokuz Eylül Üniversitesi, Buca Eğitim Fakültesi, Fen Bilgisi Öğretmenliği
5. Prof. Dr. Selim Çetiner Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve
Doğa Bilimleri Fakültesi Tuzla, İstanbul
6. PROF. DR. SELİM ÇETİNER Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve
Doğa Bilimleri Fakültesi Tuzla, İstanbul Enine boyuna gdo gerçeği
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder